Yiğit isen kendini yen

Merhaba Sayın takipçiler,

Bu web sayfamızda atomun zerresinden Arşa kadar uzanan madde alemindeki bazı bilimsel olaylardan ve hazreti Adem’den kıyamete kadar sürecek insanlık tarihinde vuku bulan ve gelecekte vuku bulması mümkün olan olağanüstü, ender görülen beşerî ve doğal olayların sebeplerine değineceğiz.

Bu evrende, Güneş sisteminin dışında, devamlı bir şekilde gözlenen astronomik olayların belki bir kısmı varlığımızın, hayatta kalmamızın ve gelecekte teknolojide gelişmemizin müsebbibidir. “Gökte ne varsa sizin için yarattım” ayeti buna işaret ediyor olabilir.  Bir velinin “yıldızlardan toprağa nur akıyor” sözü acaba neye işaret ediyor? Gece boyunca yıldızlardan gelen, görünmeyen ışınlar bitkilere ve havadaki oksijenin yüzde 70 kadarını sağlayan okyanuslardaki yosunlara acaba hangi faydaları sağlıyor? Yarınlarda, veya uzak gelecekte dünyayı susuzluktan, kuraklıktan, su basmasından kurtaracak soğuk atom bombasının yapımına sebep olacak o çok nadir bulunan izotoplar acaba başka yıldızların gezegenlerinden mi getirilecek?

Güneşi hariç tutalım. Herkes biliyor ki onsuz hayat olmaz. Fakat canlı hayatın devamını sağlayan o kadar çok olay var ki onlar da görülmeyen bir güneştir. Şimşekler çakmasaydı, okyanuslarda devasa boyutta akıntılar olmasaydı, okyanuslardan karalara rüzgâr gelmeseydi, Kuzey kutbunda sular donarken tuzu da buzun içine alsaydı, okyanuslar karbondioksidi depolamasaydı, sular yere batsaydı canlı hayat olmazdı. Bunun gibi canlı hayatın devamını sağlayan daha birçok sebep var. Onlar kendiliğinden olmasaydı insanoğlu hayatta kalmak için günde 24 saat değil, 24 milyon saat çalışması lazım gelirdi.

İnsanın maymundan türediğine inanan, yani bir yaratılışa (hazreti Adem’in topraktan yaratıldığına) inanmayan çevreler bilimin keşfettiği bazı gerçekleri gizlemektedirler. Göbeklitepe gibi keşfedilen bütün tarihi eserlerin taş devrinden kaldığını, inanç işi olduğunu söylerler. Yani diyorlar ki “dinleri mağarada yaşayan maymundan dönme insanlar uydurmuştur.” Bilimsel bir temele dayanmayan, doğru olduğu asla ispat edilemeyen fikirleri diğer konulara kaynak gösteriyorlar. Bu zincir böylece devam ediyor. Yani temel bozuk olduğu için, onun üzerine bina edilen, bilimsel bir kaynağa dayanmayan bütün fikirler de bozuktur.

Bu evren gibi katrilyonlarca evren olsa, her evrende katrilyonlarca bilim insanı olsa ve bunlar katrilyonlarca yıl DNA’yı atomlarından elde etmeye çalışsalar yine başaramazlar. Yani insan DNA’yı, RNA’yı sentezleyemez, sentezlemesi mümkün değildir. Bunların atomlardan kendiliğinden oluşması imkânsızdır. Elbette yaratıldı. Fakat DNA ve RNA kendilerini çoğaltırlar. Bu çoğalma metodu ile bilim bir DNA’dan milyarlarca DNA üretir. Buna PCR denir. Fakat 6,4 milyar bazdan, yaklaşık 215.000.000.000 atomdan oluşan bir DNA sarmalını insan yapamaz.

Bunun gibi bir canlının başka bir canlıya dönüşmesi de imkânsızdır. Karınca sineğe dönüşemez. Maymun insana asla dönüşemez. Eğer canlılar birbirine dönüşseydi yeryüzünde şimdi insandan başka canlı kalmazdı. Tesadüfen dönüştü sözü çok şeni bir inattır. Niçin insandan daha gelişmiş bir insan türü oluşmadı? Tesadüf oraya uğrayamadı mı? Tesadüfün bilimde yeri yoktur. Vuku bulan bütün bilimsel olayların arkasında bir sebep vardır. Sebepsiz hiçbir şey olmaz. Yüzbinlerce atomdan oluşan muhteşem biyolojik aktivitelere sahip ilk canlıyı yaratan Allahü teala insanı çamurdan yaratamaz mı? Yaratmakta onun için hiçbir zorluk yoktur. “Ol” der, imkânsız olan her şey bir anda olur. Allahü tealanın kendisi de yaratması da akıl ile anlaşılamaz.

Azizim, Allahü teala bütün zıtlıkları bir arada yaratmıştır. Gelişen bilimle Allahü tealanın varlığına senet olan nice olaylar keşfedilir. Fakat bu olaylara tesadüf diyenler de olur. Bilim tesadüfü reddediyor ama adı bilim insanı olanlar gerçeği gördüğü halde yaratılış nefslerine ağır geldiği için reddediyorlar. Resûlullah’a aleyhisselam inen ayetlerin insan sözü olmadığını inanmayanlar da Ebu cehil de biliyordu. Fakat iman etmek nefslerine çok ağır geldiği için düşman oldular.

Yiğit isen kendini yen

Azizim, bir babanın oğlu okulda karate sporuna başlar.  Baba oğlunun yaptığı bu spordan çok rahatsızdır. Oğlunun kimseye vurmasını istemez. Ama oğlu onu dinlemez. Bir gün oğlu birinci olur ve madalya alır. Oğul babasına “sen yanlış yapıyorsun” manasında der ki “bak baba, herkesi yendim, hayalimdeki madalyamı aldım.”

Baba der ki “yiğit isen kendini yen.”

Oğul bu sözü anlamaz. Geçer odaya kendine vurmaya başlar. Bir çözüm bulamaz. Hemen evden çıkıp yaşlı bir zata gider, durumu anlatır. Babasının kendisine söylediği o sözün ne demek olduğunu sorar. Yaşlı zat der ki “eğer herkes kendi nefsinin istediğini yenebilseydi cehennem olmazdı. Eğer herkes Allahü tealanın istediğini yapsaydı hesap olmazdı. Kendini yenmek Allahü tealanın razı olduğu yolda yürümek demektir.” Bunun gibi nasihatlerle genci ikna eder. Genç eve gelir babasının elini öper, özür diler ve karateyi bıraktığını söyler. Genç sonra gidip döverek yendiği kişilerden, arkadaşlarından özür diler. Karateyi bıraktığını söyler. Hepsi muhabbetle kucaklaşırlar, karateyi bırakırlar. Yaşlı amcaya gidip sohbetinden, tecrübesinden istifade ederler.

Gençlikteki öğrenme azmimizden dolayı doğruyu eğriden ayıramayıp yanılabiliriz. İmamı Rabbani hazretleri, Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri gibi büyük velilere, alimlere muhalif olan, onları büyük bilmeyen, insanın maymundan türediğini iddia eden, hatta Allahü tealanın varlığına inanmayan fakat bu inancını gizli tutan kişilerin yalan, yanlış fikirlerin doğru olduğuna inanabiliriz. Çoğu kişi gelecekteki adresini gençlikte seçer. Yanlış yolda olanların zararından kurtulan çok az olur. Yıllar sonra hususi bir ihsan ile doğru bir kaynak elimize geçip uyanınca ne deriz. O bozuk fikirlere inandığımız için belki çok safmışız deriz. Sonra yumruğu göğsümüze vurup; “yaşasın saflığım, ben seni adam sanıp sözüne inanmıştım” deriz. Yıllar sonra bizim uyanmamız bizi kurtarır.

Peki, ya o yanlışı bizden işitenler ne olacak? Vicdan azabı çekeceğiz, keşke söylemeseydim diyeceğiz. Sizin doğru yolda olmanızı belki babanızdan daha çok isteyenler var azizim. Belki size babanızdan daha çok acıyanlar var, size üzülenler var, azizim. En çok acıyanlar peygamberlerdir. Kimse onlar gibi olamaz. Hiç kimsenin gayreti peygamberlerin gayreti gibi olamaz. Sonra alimlerin gayreti gelir. Sonra o alimlere tam tabi olanların gayreti gelir.

Gençlik büyük nimettir. Hele gençlikte ele geçen nimetler bir ömrün Allahü tealanın rızası ile geçmesine sebep olur. Yeni nesillere sönmeyen ışık olur. Ne büyük nimet, anlayan var mı?

Azizim, yiğit isen kendini yen.

Bir cevap yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.