Hazreti Âdem’den Bu Deme – özet
Merhaba değerli okuyucularımız. Burada “Hazreti Âdem’den Bu Deme” kitabımızın içindeki bazı konulara kısaca temas edeceğiz.
Muhabbet ehli buyurmuş ki “kişinin kalbinde ne varsa dışına o vurur.” Biz de burada kitabımıza başlarken bütün kalbimle sizlere sesleniyorum. Beşeriyetin beşiği Mekke’de hazreti Âdem aleyhisselâmın, sultanı hazreti Havva’ya kavuştuğu o ilk günden bugüne kadar geçen çok uzun zaman içinde vuku bulmuş sayısız beşerî ve doğal olayların birkaçından, bu kitabımızda ilk kez bahsedildiğine şahit olacaksınız. İşte bu sebeple, bir ilk oluşundan dolayı çok önemli bir konudan burada bahsetmeyi mutlak bir surette zaruri görüyoruz. Buna ehemmiyet vermenizi önemle, acizane istirham ediyorum.
Ey imanının nuru yüzüne nakşolan şüheda torunları, siz yiğitlerim, hanım kızlarım. Kalbimde arşa çıkan bir yakarışla size sesleniyorum. Bu kitabımızda İslam dinine aykırı herhangi bozuk bir ifade görürseniz o söz elbette bizim kusurumuzdur. Bizim hatamızdır. Biz din adamı değiliz. Nazarınızda uygun bulmadığınız o menfi sözümüz asla ve kata İslam’ı bağlamaz. İslam’a uygun bulmadığınız herhangi bir sözümüzden dolayı bizi tenkit ediniz, İslam dinini değil. Eğer var ise, bu kitaptaki bütün yanlışların müsebbibi biziz. Dini bir konudan bahsederken muhatabımızın “bu mu İslam” deyip imanını kaybetmesinden korkarız.
Evet, cahiller cesur olur, cesaret cahillikten de kaynaklanır. Velakin cahillikle suçlanan, kalemini tutarken yazacağı her kelimenin, sözün maneviyata, dine aykırı olmasından korkan bir bilim insanının herhangi bir konudaki haklı cesareti belki beyinlere ışık saçan bir güneştir. Akıl sahiplerinin kalemiyle desteklenip gelişen o pak ışık, bütün dünyada asırlarca beşeriyetlerin hayrına vesile olan nice medeniyetlerin aydınlanmasına, yükselmesine sebep olur. Bu zamanda manevi konularda hata yapmaktan çok sakınan bir fen bilim insanının varlığı çok büyük bir nimettir. “Kâmil akıl; dinde nakle, bilimde tecrübeye tabidir.” Bu zamanda bu çok az bulunur.
Söz bu, işte biz bu
Tufan hazreti Adem’den 40.000 yıl sonra ve günümüzden yaklaşık 1000.000 yıl önce vuku bulmuştur. Hazreti Nuh Tufan’da 1000 yaşındaydı. 1200 yıl yaşadı. 50 yaşında peygamber oldu. Reşit olan peygamber olur. Onlar da 18 yaşında reşitti. Dikkat buyurunuz. Hazreti Nuh’un gemideki üç oğlundan en az biri veya hepsi 950-975 yaşındaydı. Hazreti Nuh’un ortalama 40. göbekten torunu gemideydi. Bu en az 30, en fazla 50 olabilir. Buna itiraz etmeyiniz, çünkü;
Hazreti Âdem evlendikten 750 yıl sonra 40.000 torununu gördü. Torunları içinde 20. kuşaktan torunu vardı. Hazreti Nuh ise evlendikten yaklaşık 980 yıl sonra Tufan oldu. Tabii ki hazreti Âdem zamanında dünya boştu. Tufan’dan önce ise nüfus belki 100 milyardı. Çocuk sayısı çok farklı olur. Evlendikten 980 yıl sonra hazreti Nuh’un çok fazla kuşaktan torun görmesi mümkündür. Tufan’dan önce çocuk sayısı ilk insanlara göre çok az olsa da 980 yılda oluşan torun sayısı 750 yılda oluşan torun sayısına yakın olabilir. Tufan’daki gemide hazreti Nuh’un üç oğlu ve en genci yaklaşık 40. göbekten binlerce torunu vardı.
Gemi kasaba büyüklüğünde, muhtemelen yüksek dalgalara dayanması için UFO şeklinde çok katlı bir gemiydi. Gemide 80 değil, belki 80.000 kişi vardı. “İnananlar azdı” ayeti çokluktan kinaye olabilir. Dünyada 80 milyar insan vardıysa milyonda biri iman etse 80.000 kişi eder. Hazreti Nuh’un gemiye gelmeyen, iman etmeyen oğlu belki en az 500 yaşındaydı. Evli idiyse bunun belki yüzlerce torunu gemideydi. Gemide elbette nebi peygamberler de vardı. Belki onlarca, belki seksen nebi peygamber gemideydi. Onlar bütün dünyaya yayılmışlardı. 950 yıl başka kıtalarda, ülkelerde insanları hakka davet ediyordu. Bir ülülazm resulün dinini yaymak için, yani hazreti Nuh’un dinini yaymak için ortalama 400 nebi gelmiştir. Dininin geçerli olduğu zaman esas alınırsa nebilerin 300 tanesi vefatından sonra gelmiş olabilir. Acaba Tufan’dan önceki 1000 yılda kaç tanesi yaşamıştır.
İnsanlığın yaşı bir alimin kitabındaki bir bilgi esas alındığında bir milyon yılı aşar.
On yılda dünyanın değişik coğrafyalarına bir nebi gelse insanlığın yaşı 1.240.000 yılı bulur. Yirmi yılda bir nebi gelse insanlığın yaşı 2.480.000 yılı bulur. Uzak geçmişte yeryüzünde aynı günde yüzden fazla nebi peygamber yaşıyordu, geçmişte alimlerin yaşadığı gibi. Hazreti Âdem’den bugüne kadar yaklaşık 40.000 kuşak geçmiştir. Yani yaklaşık 40.000 dedemiz vardır.
Bugün dünyada yaşayan istisnasız herkesin yaklaşık veya en az 1600 ortak dedesi vardır. Hepsi de Tufan’dan önce yaşamıştır. Bugünkü milletlerin hiçbiri 20.000 yıl önce mevcut değildi.
İnsanlığın ilk yerleşim yeri Şam’dır, Afrika değildir. Homo sapiens diye bir insan türü asla yoktur. Homoyu niye eklediler? İnsanın atası hayvandır demek için.
Farklı coğrafyalar insanların bedeninde, simasında farklılık oluşturduğu gibi binlerce yıl farklılıklar da insanların simasında değişimler oluşturur. Çünkü uzun bir zamanda bütün nebatatta biyolojik ve dolayısıyla içeriğinde önemli değişimler vuku bulur. Binlerce yıl sonra bu geri dönebilir. Diğer önemli bir sebep de yer küresindeki eksen değişimleri başta bitkiler olmak üzere canlı mahlukatın fiziksel yapısında değişimler oluşturur.
Bütün peygamberler aynı şeyi söylemiştir. Allah vardır, ahiret vardır. Ben Onun kulu ve elçisiyim.
- İlk konuşulan dil Arapçadır.
- İlk yazıyı kullanan hazreti Âdem’dir.
- İlk kullanılan alfabe İslam harfleridir.
- Bütün kitaplar İslam harfleri ile inmiştir. Diller de farklılık vardı.
- Hazreti Âdem’in vefatından en geç 1000 yıl sonra dünya nüfusu bir milyara ulaşmıştır.
- İlk 4000 yılda dünya nüfusu belki yüz milyardan çok fazlaydı. Çöl hiç yoktu.
- İnsanoğlu yüksek teknolojiye en kısa sürede hazreti Âdem’den hemen sonra ulaşmıştır.
- Ömürler bin yıldı ve hemen herkes yüksek zekâya sahipti.
- İnsanoğlu o hayatı bir daha hiç yaşamamıştır.
- Tufan’daki muhteşem teknolojiye 40.000 yılda ulaşılmıştır.
- Biz bu teknolojiye en fazla 400 yılda ulaştık. 40.000 yıl sonra ne olur?
- Tufan’dan sonra yüksek teknoloji aynen devam etmiştir.
- Tufan’daki o muazzam teknolojiye insanoğlu ancak kıyamete yakın ulaşır.
- Tufan’dan önce bu evrenin dışındaki yedi semayı teknoloji ile gördüler.
- Tufan’dan önce insanoğlu ışık hızından belki milyonlarca kat daha hızlı haberleşmeyi kullanıyordu. Yoksa yedi kat semayı göremezdi. Elektromanyetik dalganın dışında başka bir iletişim vasıtası kullanmış olabilirler. Eğer mikrodalganın titreşim sayısı sabit tutulup dalga boyu radyo dalgasına getirilirse ışığın hızı milyonlarca kat artar. Teorik olarak mümkündür. Yarınlarda teknik olarak mümkün olabilir.
- Hazreti Zülkarneyn ve hazreti Süleyman da çok yüksek teknolojiye sahipti.
- Belkıs’ın tahtı mucize ile, kerametle getirilmedi. Bilimle getirildi. Işınlama ile getirildi.
- Keops piramidi bir rasathane idi.
İnsanoğlu en geç ilk 4000 yılda yani günümüzden yaklaşık 1000.000 yıl önce Mars’a gidecek teknolojiye ulaşmıştır. Fakat yükselen teknolojiler yine teknolojilerle sıfırlanmıştır. Tufan’dan önce ve sonraki yaklaşık 1000.000 yıl içinde, binlerce yıl aralıklarla değişik dönemlerde Mars’ta birçok yüksek medeniyet kurulmuş ve yıkılmıştır. Mars’taki kalıntılar buna işaret ediyor.
- Kanaatimce birçok Dünya Mars savaşı elbette vuku bulmuştur.
- Mars’taki medeniyetler nükleer savaşlarla yok edilmiştir.
- 1000.000 boyunca uzaya gönderilen ve bazısı hala yol olan binlerce uzay aracı vardır.
Belki bir veya birkaçında insan ve cinsiyeti olan bütün canlıların binlerce döllenmiş yumurtaları ve cinsiyetsiz canlıların hücreleri, tohumları vardı. Atmosferi olan veya kolayca oluşturulması mümkün olan bir yıldızın gezegenine inecek uzay aracının içindeki robotlarla gezegende önce yeşillik, sonra bütün bitki ve hayvanların oluşturulması robotlara yüklenmiş olabilir. Uzayda insan yoktur fakat döllenmiş yumurtaları, bugünkü teknoloji ile gitmesi bir milyon yıldan fazla uzak olan uzayda yol alan araçlarda uzay araçlarının içinde bulunabilir. Uzay geçmişin kitabıdır. O boşlukta ne sırlar bulunmaktadır.
Latin alfabesinin harf sıralamasından açıkça, net bir şekilde anlaşılıyor ki kaynağı İslam harfleridir. Niçin ilk iki ve son iki harfi aynı? Bu tesadüf olamaz.
Mu Kıtası hiç olmadı
Mu Kıtası bilimin tamamen dışındadır. Elde mevcut hiçbir kaynak yoktur. Bugün Tibet’te bahsedilen gizemli tapınak ve Naakal tabletleri bulunsaydı Tibet bunları turizme açar yüzlerce milyon dolar kazanırdı.
Big Bang asla vuku bulmadı
Yokluktan patlama olmaz. Big Bang bilimin dışındadır. Yaratılışa karşıdır.
İnsanlığın kıyameti ile madde aleminin kıyameti çok farklıdır
İnsanın kıyameti kopunca madde alemi hemen yok olmayacaktır. Bu evren ve diğer maddi varlıklar insanın yok olduğu kıyametten değil milyar belki trilyonlarca yıl sonra yok olacaktır. Genişleyen bu evren kâğıt gibi geri dürülecektir. Milyarlarca yıl alacaktır. Ya yedi semanın ve diğer semaların yok oluşu. Bu madde aleminin (Arş, Kürsi, yedi sema) yaşı milyarlarca yıl değildir, trilyonlarca yıldır. Trilyonlarca yıl önce oluştu, trilyonlarca yıl sonra yok olacaktır.
Birin önünde 28 tane sıfırlı sayı (1028) kadar atom bir insan oluşturur, o kadar insan da Güneş’e sığar. O kadar Güneş de samanyolu Galaksisini oluşturur. Belki o kadar galaksi de bu evreni oluşturur. Bunun böyle devam ettiğini düşünelim. Yedinci kat sema birin önünde 196 sıfırlı sayı kadar evren büyüklüğünde olur. Ya onun üstündeki Kürsi, Su tabakası ve Arş? Kâinatın yanında bu evren ne ki. Kıyamet Kâinatın tamamında olacaktır. Yok olması trilyonlarca yıl alacaktır.